Giriş: Turşu Kavgası ve Bekleyemeyen Ben
Bunu da Okuyun: 1 dekar kaç m2 eder ?
Hayatımın bazı dönemleri var ki, küçük şeylere fazlasıyla anlam yüklediğimi sonradan fark ediyorum. Belki de Kayseri’nin sert kışları, insanı içe dönük ve sabırsız yapıyor. Belki de mesele şehir değil, benim aceleci kalbim. Ama o gün mutfakta yaşananlar, hâlâ aklıma geldikçe gülümsetiyor ve içimde garip bir sızı bırakıyor.
Her şey basit bir soruyla başladı: “1 haftada turşu olur mu?”
Bunu sorarken aslında mutfakta kaynayan bir merakım vardı. İçimde bir şeyler hızlı olsun istiyordum. Beklemek, yıllardır en zorlandığım şeydi. Bir kavanoz turşunun bile zaman istemesi bana fazla geliyordu. Sanki hayatın her alanında gecikmiş gibiydim ve bu gecikmeyi bir kavanozla telafi edebilirmişim gibi hissediyordum.
O an anlamadığım şey şuydu: Belki de mesele turşu değil, benim içimdeki sabırsızlıktı.
Kayseri’nin soğuğunda bir kavanoz umut
Kayseri’nin sabahları her zaman biraz serttir. Camdan dışarı baktığımda gri bir gökyüzü, ince ince esen bir rüzgâr ve sessiz sokaklar görürdüm. İçimde ise tam tersi bir gürültü vardı. O gün markete giderken aklımda tek bir şey dönüp duruyordu: turşu kurmak.
Elimde poşet, sebzeleri seçerken bile garip bir heyecan vardı. Salatalıkların sertliğine bakarken sanki kendi sabrımı ölçüyordum. Lahana yapraklarını katlarken içimden “Bunlar ne kadar dayanır?” diye geçirdim. O an fark ettim ki aslında ben sebzelerle değil, kendimle uğraşıyordum.
Eve döndüğümde mutfak bana bir sahne gibi göründü. Her şey yerli yerindeydi ama ben orayı bir deney alanına çevirmiştim.
Çarşıdan eve dönüş
Poşeti masaya bıraktığımda içimde tuhaf bir acele vardı. Sanki kavanoz hemen oluşmalı, hemen hazır olmalıydı. Sirkeyi dökerken bile içimden “bir hafta fazla değil mi?” diye geçiriyordum.
Kavanozu kapattığım an, içimde bir şey kıpırdadı. Sanki küçük bir dünya kurmuştum ve o dünya artık kendi kendine yaşayacaktı. Ama bu bana yetmiyordu. Ben sonuç istiyordum, süreç değil.
Anne mutfağı ve hatıra
O sırada aklıma annem geldi. Çocukken mutfakta onun yanında durur, turşu kavanozlarının yanından geçerken “Ne zaman hazır olacak?” diye sorardım. O da hep aynı şeyi söylerdi: “Sabretmeden hiçbir şey olmaz.”
O zamanlar bu cümle bana anlamsız gelirdi. Şimdi ise içimi acıtan bir gerçek gibi duruyor. Çünkü büyüdükçe sabır kelimesi daha ağır hale geliyor. İnsan bazı şeyleri ne kadar erken isterse, o kadar geç elde ediyor sanki.
Kavanozu tezgâhın köşesine koyduğumda, annemin sesi evin içinde yankılanıyordu.
Bir haftalık deneme: 1 haftada turşu olur mu?
Asıl mesele o an başladı. Kendime bir meydan okuma koymuştum. İçimden net bir ses diyordu ki: “Bir haftada olacak mı, göreceğiz.”
Belki de bu sorunun cevabını bilmek istemiyordum. Sadece bekleyemediğim için kendime bir yol açıyordum. 1 haftada turşu olur mu? sorusu artık sadece mutfakta değil, zihnimde de dönmeye başlamıştı.
İlk gün
İlk gün hiçbir şey olmadı. Kavanoz olduğu gibi duruyordu. Sadece suyun içinde sessizce bekleyen sebzeler vardı. Ama ben her saat başı mutfağa gidiyordum. Sanki bakınca hızlanacakmış gibi.
İçimde hafif bir umut vardı. “Belki de olacak” diyordum. Ama aynı zamanda derin bir şüphe de içimdeydi. Beklemek, beni yavaş yavaş huzursuz ediyordu.
Üçüncü gün
Üçüncü gün geldiğinde sabırsızlığım artmıştı. Kavanozu açmak istedim ama kendimi tuttum. Çünkü içimde bir ses, “bozarsın” diyordu.
O gün Kayseri’nin soğuğu daha da sertti. Pencerenin kenarında otururken kavanoza bakıp düşündüm. Hayat da böyle miydi? Hızlı olsun diye zorladığım her şey aslında geç mi oluyordu?
Bir haftada turşu olur mu? sorusu artık bir mutfak sorusu olmaktan çıkmıştı. Bir bekleyişin, bir duygunun sorusuna dönüşmüştü.
Beşinci gün
Beşinci gün sabrım kırılma noktasına geldi. Kavanozu elime aldım, hafifçe salladım. İçimde garip bir suçluluk vardı. Sanki bir şeyi erken kontrol etmek, onun doğasını bozmak gibiydi.
O an kendime kızdım. Neden bu kadar acele ediyorum? Neden hiçbir şeyin olgunlaşmasına izin vermiyorum?
Bu soruların cevabı yoktu. Sadece içimde büyüyen bir boşluk vardı.
Yedinci gün
Yedinci gün geldiğinde sabah erken kalktım. Mutfak sessizdi. Kavanoz köşede duruyordu. Ona bakarken içimde garip bir karışım vardı: umut, korku ve yorgunluk.
Kapağını açtım.
Koku odaya yayıldığında durdum. Tam olarak beklediğim gibi miydi bilmiyorum ama bir şey olmuştu. Henüz tam olmamış, ama başlamıştı. O an anladım ki mesele “oldu mu olmadı mı” değil, bir şeyin dönüşmeye başlamasıydı.
Gözlerim doldu. Bu abartı değildi. Çünkü ben sadece turşuya bakmıyordum. Kendi sabırsızlığıma bakıyordum.
Sabırla kavga etmek
O gün uzun süre mutfakta oturdum. Kavanoz elimde değildi ama aklım hâlâ oradaydı. Kendime kızgınlığım geçtiğinde yerini yumuşak bir kabulleniş aldı.
Hayatımın birçok alanında aynı şeyi yaptığımı fark ettim. Hızlı sonuçlar istiyor, sonra yarım kalan şeylere üzülüyordum. Belki de sorun süreçti, belki de benim ona bakışım.
1 haftada turşu olur mu? sorusunun cevabı aslında net değildi. Çünkü bazı şeyler sadece “olmak” değil, “olmaya devam etmek” isterdi.
“1 haftada turşu olur mu” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Alenibric ailesi olarak her zaman yanınızdayız!
Sonuç yerine geçen tat
O kavanoz hâlâ mutfakta duruyor. Her baktığımda bana bir şeyi hatırlatıyor: sabırsızlığımı ve öğrenme halimi.
Artık turşuya sadece bir yiyecek gibi bakmıyorum. İçinde bekleyen zamanın, değişimin ve dayanmanın izi var.
Bazen hâlâ soruyorum kendime: 1 haftada turşu olur mu? Ama bu soruyu artık farklı bir yerden soruyorum. Aceleyle değil, biraz daha sakin bir yerden.
Çünkü bazı cevaplar hemen gelmiyor. Ve belki de en doğru olanlar, en geç gelenler oluyor.